11 Ocak 2011 Salı

İmzasız sanat eseri mümkün mü?

“Şeytan’dır bir üslubu olan, doğu ile batı’yı birbirinden ayıran da Şeytan’dır.” Katil,Benim Adım Kırmızı, s.329.


Orhan Pamuk, Benim Adım Kırmızı adlı romanında polisiye bir öykü ekseninde doğu ve batı resim sanatı arasında karşılaştırma yapar. Özünde doğunun toplumsal, toptan bazen totaliter düşünce yapısı ile batının bireysel/bireyci düşüncesi arasındaki bir karşılaştırmadır bu. Orhan Pamuk romanda birinin diğerinden daha iyi/üstün olduğuna dair bir fikir belirtmez. Sadece aradaki farkı ortaya koyar.


Minyatürdeki resim yapma üslubundaki aynılıktan bahsedilir. Yapılan resmin kimin olduğuna dair imza atılmaz, fırça darbelerindeki teknik bile aynıdır. Fakat resmi yapan bireyde içten içe kendi farkını ortaya koyabilmek ve ya bu resmi ben yaptım diyebilmek için sadece kendinin fark edebileceği üslupta ufacık bir değişikliği yapar: çizdiği kadın minyatürün ağız şeklini hafifçe değiştirir. Ustaları tarafından fark edilir ise kendini öne çıkartmaya çalışmakla suçlanacaktır ve bir daha minyatür yapması engellenecektir. Çünkü doğu toplumunda "kusur üslubun anası" olarak görülür. Mükemmel olan şimdiye kadar belirlenmiştir ve onu değiştirmeye çalışmak kusurdur. Orhan Pamuk burada sanatçının farklı olmaya çalışmasının doğu toplumsal yapısı için kabul edilemezliği kadar aslında bir sanatçının içindeki farkını ortaya koyma/ölümsüzlük arayışından da bahsediyor.


Avrupa’da yapılan resimlerde ise üslup farklılığı bir yana özellikle ressamların imza atmaları olmazsa olmaz olarak görülüyor. Yapılan eser bir kişinin sıfırdan yarattığı, kendi çabası olarak niteleniyor. Daha önceden yapılan resimlerden bugüne kadar ki kazanımlar, öğrenilenler, yaratıcılıklar nerdeyse yadsınıyor. Yapılan resim kolektif bir öğrenilmenin ürünü değil bireysel bir çabanın adeta bir dâhinin buluşu olarak niteleniyor. Üslup çok önemli ve bir sanatçıyı diğerlerinden ayıran ve ayrıldığı ölçüde de sanatçıya değer katan şey olarak görülüyor. Acaba Da Vinci kendinden öncekiler olmasa cidden bir Mona Lisa olamayacak mıydı? Ya da Da Vinci, Da Vinci olmasaydı gerçekten Mona Lisa ve ya eşdeğeri bir resim başkası tarafından üretilemeyecek miydi?

Batı toplumlarındaki bu bireyciliğe karşı doğu toplumlarındaki bu tek vücutluk, yapılan bir resmin dönemin yaşayan ressamlarının bir ürünü olması bireyin ve bireysel yaratıcılığın üzerindeki tüm tahakkümüne rağmen o kadar da kötü algılanmayabilir. Yapılan bir esere yazılan bir yazıya benim diye sahip çıkarak imza atmak, yayın hakkını elinde tutmak da bir o kadar kibirli bir ihtiras saymak da bir o kadar hatalı olmaz. Şu an için bunun bize ütopik gelmesi aslında tamamen bireylere bağlı bir sanat algılayışı içerisinde bulunmamız. En basitinden imzasız sanat algılayışını tamamen oturtmak ve normalleştirmek şu an için imkânsız olsa da; tüm kötü yönlerine rağmen sanat eserleri korsanlığına sıcak bakmamız, yapılan tüm eserleri görme paylaşma hatta sahiplik hakkını kendimizde görmemiz sanat eserlerinin bir parça da olsa insanlığın kolektif bir ürünü olduğunun kabulü değil midir?