Çok küçükken izleyip de şimdilerde hayal meyal hatırladığım "İyi, Kötü ve Çirkin"'i izledim son zamanlarda. Üzerine uzun uzun düşündüm. Hoşuma gitmeyen bir şeyler vardı bu filimde. İyi, Kötü ve Çirkin'in macerasıydı bu filim ve sanki kazanan yine değişmemişti.
İyi: Beyaz, sarışın, yakışıklı Blondie lakaplı Clint Eastwood. Mavi gözleri hep uzaklara bakıyor. yüce laflar ediyor.
Kötü: Esmer, kapkara giyimli Lee Van Cleef. Lakabı Angel Eyes ama nedense kötücül bakışlarını hissetmemek imkansız.
Çirkin: Adı üstünde, güzel denemez. Köylü, arkadan iş çeviren, hep kendi çıkarını düşünen meksika asıllı Tuco. Oynayan Eli Wallach.
Filmi izlememiş olsanız bile sırf bu tanımlamalarımla üzerine düşünelim. Western bir film ve yine kazanan beyazlar. Kötü ve çirkin beyaz değil. İyilik namına da pek uğraştıkları söylenemez. Tuco sempatik ama o da aptal ve sadece kendini düşünüyor.
Ama gelin bu durumu ters yüz edip üzerine tekrar düşünelim. Sergio Leone bu kadar basit bir western kalıbına takılıp kalmış olamaz. Film güzeldi, bir westernden fazlasıydı ama yine kazanan akıllı bir beyazdı.
Leone filmin amacını, kocaman bir filin salonunuzun ortasında oturması gibi gözümüze sokmuş. Sadece ben fili yaklaşık 3 gün sonra fark edebildim. Filmde klasik western denklemini bozan tek gerçek Tuco idi. Çıkarın Tuco'yu yılların iyi ve kötü savaşından başka bir şey kalmıyor filmde. Sergio, Meksika köylüsü Tuco ile western filmlerini alaşağı etmeyi amaçlamış ve tabiî ki başarmış. İyinin safi iyiliğini de kötünün ille de kötülük yaparımcılığını da anlamsız kılıp, bir Meksika köylüsünün bu ikisinin savaşında haklı olarak nasıl da kendi çıkarı için kimi olursa olsun sattığını ve bu oyunu "çirkin" oynadığını/oynanması gerektiğini bize göstermiş. Böylece Leone, Tuco ile western janrını bozup spagetti westerni oluşturmuş.
Naçizane cehalet dolu iç yolculuğumdan bir spagetti western tanımı dinlediniz.
Saygılar.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder